ALİ KÖMÜRCÜ “ ANTİMATERYALİST DÜŞÜNCELERE SAHİP İNSANLARIN VATANINA ve MİLLETİNE DAHA ÇOK FAYDASI OLUR.”
05.04.2008
“Zihniyet Meselesi ve Bilimin Ufukları” konulu sohbet toplantımızda bilgi sunan Birliğimiz Eski Genel Başkanı Ali KÖMÜRCÜ; “Bilim adamları, düşünürler, eğitimciler, araştırmacılar, devlet ve siyaset adamları, toplum önderleri, aydın olduğunu iddia eden insanlar, sanatkarlar, şairler ve edipler olmak üzere her kesimden insanların, haktan ve hukuktan ayrılmamaları, adil, dürüst, verimli, çalışkan olmaları, bu ölçülerle görevlerini, işlerini yapmaları durumunda ancak bilim ve medeniyette üstün bir seviyeye ulaşılabilir.” dedi. Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünün taassup zihniyetinden kaynaklandığını savunan KÖMÜRCÜ “Biliniz ki antimateryalist düşüncelere sahip insanların Vatanına ve Milletine daha fazla faydası dokunur. Tarihte bu anlamda hepimizin bildiği gibi pek çok kahramanlık örnekleri bulunmaktadır.” dedi.
 

CUMARTESİ SOHBETİ: ZİHNİYET MESELESİ VE BİLİMİN UFUKLARI..

 

Zihniyet Meselesi ve Bilimin Ufuklarıkonulu sohbet toplantımız 5 Nisan 2008 tarihinde Birliğimiz Prof.Dr.Orhan DÜZGÜNEŞ Toplantı Salonu’nda Birliğimiz Eski Genel Başkanı Ali KÖMÜRCÜ’nün anlatımlarıyla gerçekleştirilmiştir.

 

Toplantıda konuşan Birlik Başkanı Dr. Ahmet ERDURMUŞ; “ TZYMB’nin “BİRLİK” oluşunda bir elin parmakları kadar insan varsa bunların en uzunu Ali KÖMÜRCÜ’dür. Ali Bey’in kıvrak zekasından faydalanmak üzere bugün burada toplanmış bulunuyoruz. Bulunduğu yerden istifade etmek yerine oraya faydalı olmak gayesiyle çalışan ve çok önemli görevlerde bulunan camiamızın önemli simlerinden, eski Genel Başkanlarımızdan Sayın Ali KÖMÜRCÜ’ye özellikle teşekkür ederek bugünkü sohbetimizi başlatmak istiyorum.” diye konuştu.

 

Ali KÖMÜRCÜ ise; “ Sayın Başkana hakkımda söylediklerinden ötürü teşekkür ederim. Bu çerçevede şunu belirtmeden geçemeyeceğim. İnsanlar çalıştıkları kuruma, bulundukları bölgeye, sahip oldukları düşünceye daima bir şeyler vermeli ve katkı sağlamalıdır. Bu anlayışın dışındaki düşünceler ahiret endişesi olmayan materyalist zihniyetlerdir. Bunlardan pek hayır gelmez.” diyerek sözlerine başladı. Ali KÖMÜRCÜ; “Materyalist Zihniyet; maddenin her şeyin temeli olduğunu, ezeli ve ebedi olduğunu, bazı metafizik olayların dahi maddeye dayandığını savunan insanlık ruhuna ters sömürgeci anlayışı öne çıkartan ruhsuz bir zihniyettir. Eşitlik, kardeşlik, özgürlük gibi sahte boyalarla yeniden süslenerek 19. yüzyılda sahneye sürülen bir zihniyettir. Son bin yıla baktığımızda taassupdan uzak bilim adamlarına itibar edildiğinde refaha, yükselmeye ve kalkınmaya başlandığı ve gerçek anlamda ilerleme sağlandığını görürüz. Bilim ve medeniyet tarihi bunun örnekleriyle doludur. Batı’da Taassup Rönesans’la yıkılmaya başlanmıştır. Batı 17. yüzyıl öncesi İslam bilim ve medeniyetini değerlendirme şansına sahip değildi. Bozuk ve tahrip olmuş bir dinle karşı karşıya olmalarına rağmen bizdekilerde olduğu gibi yok etme, daha fazla yıpratma, küçük görme ve aşağılama tavrı içine girmemişlerdir. Ki bunlar materyalist zihniyetin timsalleri olmalarına rağmen bizdekilerden daha medenidir.” dedi.

 

KÖMÜRCÜ; “18.yüzyıl sanayi devrimiyle müthiş bir kalkınma başlamıştır. 19.yüzyılda iki kutuplu bir dünya oluşturulmuş. Komünist ve materyalist olarak. Ancak bu kısa sürmüştür. Bu sistemler geçici başarılar elde etmelerine rağmen çökmüşlerdir. Batı I.ve II. Dünya Savaşları ile kendi insanını sefalete sürüklemiştir.” diye konuştu.

Ali KÖMÜRCÜ son söz olarak; “Diyeceğim o’ki başta bilim adamları, düşünürler, eğitimciler, araştırmacılar, devlet ve siyaset adamları, toplum önderleri, aydın olduğunu iddia eden insanlar, sanatkarlar, şairler ve edipler olmak üzere her kesimden insanların, haktan ve hukuktan ayrılmamaları, adil, dürüst, verimli, çalışkan  olmaları, bu ölçülerle görevlerini, işlerini yapmaları durumunda ancak bilim ve medeniyette üstün bir seviyeye ulaşılabilir. Bu da elbette aklı ve vahyi birlikte esas alan anti materyalist zihniyetin benimsenmesiyle ve de modern sosyal ve fen  bilimleri ile gerçek (tahrif olmamış vahye dayalı) dini bilimlerin birlikte tedris edilmesiyle mümkün olabilir.”diye konuştu.

 

 

Konuyla İlgili Notlar Aşağıdadır

 

ZİHNİYET MESELESİ VE BİLİMİN UFUKLARI

 

Gerçekleri araştırarak, tarafsız ve adil olarak; geçmişi ve içinde olduğumuz hali değerlendirdiğimizde ilmi ve medeni gelişmeye zihniyet meselesinin ne kadar etkili olduğunu görürüz.

Değil sadece ilmi ve medeni gelişmenin sağlanması, ülke meselelerinin çözümünde de zihniyetin rolü oldukça önemlidir.

Öyle ki, fert olarak sağlıklı yaşamadan tutun, aile, okul, iş ve meslek hayatında başarılı olmaya kadar; toplum olarak güven ve refah içinde yaşamadan tutun, çalışkan, üretken ve millet olarak üstün vasıflara haiz olmaya kadar, her alanda zihniyetin etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Nasıl bir zihniyet? sorusuna gelince, buna birlikte doğru cevap vereceğiz inşallah… Burada temel ölçü olarak, bilimsel ve teknolojik gelişmeler ile devletlerin ve milletlerin medeniyet tarihlerini kıyaslayarak akıl yürütme ile yani dedüksiyon-tüme varım metoduyla  bazı çıkarımlarda bulunacağız.

Evet! Öncelikle diyeceğim o ki, tarih boyunca taassup ehli ve materyalist zihniyet mensupları; hep dar alanda ve sığ düşünerek, taassuptan uzak anti materyalist zihniyet mensupları, geniş alanda derin düşünerek ömürlerini geçirmişlerdir. Şüphesiz bu düşünce yapısı ve anlayışı eğitimli veya eğitimsiz, nitelikli veya niteliksiz her kes için geçerli olduğundan bilim adamları ve düşünürleri de kapsadığını söyleyebiliriz.  

Taassup ehli ve materyalist zihniyeti haiz sözde bilim adamları ve düşünürler,  menfi felsefenin ve nefsi temayüllerin etkisinde kaldıklarından, ve en önemlisi akıl ile vicdanı birlikte işletemediklerinden, diğer bir ifade ile iradelerinin bloke olmasından, gözlemlerinde, araştırma ve tespitlerinde; hep yanlış-eksik yorumlar ve değerlendirmeler yapmışlar, yanlış çıkarımlarda bulunmuşlar.  Dolaysıyla bir şekilde ilmi ve medeni gelişmeye hep fren olma, ilmin ufuklarını karartma rolünü üstlenmişlerdir. Şüphesiz bunlar eşyanın gerçeğine ulaşamadıkları gibi devlet ve siyaset adamlarına, toplum önderlerine, nüfuzları nispetinde devlet ve millet hayatında zararlı olmuşlardır.

Kim ne derse desin taassuptan uzak anti materyalist zihniyeti haiz bilim adamları ve düşünürler de, tarih boyunca aklı ve vicdani perspektiften, ilmi  ve  vahyi gerçekleri nazara alarak  irade serbestisi içinde araştırma ve tespit yaptıklarından, çoğu kez isabetli-doğru yorum ve değerlendirmeler yapmışlar, çıkarımlarda bulunmuşlardır. Böylece eşyanın gerçeğine ulaşmakla birlikte devlet ve siyaset adamlarının, toplum önderlerinin bunlara itibar etmeleri nispetinde devlet ve millet hayatında hep faydalı olmuşlardır.

Toparlarsam; “taassuptan uzak müspet anti materyalist zihniyet mensuplarının ilmi ve medeni gelişmeye hep pozitif ve yapıcı etkilerinin olduğu, menfi materyalist zihniyet mensuplarının da ilmi ve medeni gelişmeye hep negatif ve yıkıcı etkilerinin olduğu” bence önemli bir gerçek olarak herkesçe kabul edilmelidir.

“Son bin yılın bilim ve medeniyet tarihine bakıldığında doğuda ve batıda kurulan devletlerde ne zaman ki taassuptan uzak anti materyalist bilim adamlarına ve düşünürlere itibar edilmiş, o devletlerde az önce ifade ettiğim yükselme, refah, kalkınma ve ilerleme olmuş. Ne zamanki taassup ehli  yada materyalist sözde bilim adamlarına ve düşünürlere itibar edilmiş ister istemez alçalma, buhran, bunalım ve gerileme ile birlikte  peş peşe felaketlerle karşı karşıya kalınmıştır.

Son bin yılda bilimsel gelişmede çağlar atlattıran, bilime yepyeni ufuklar açan, önemli keşifler yapan El Kindi, El Cabir, El Burini, İbn-i Rüşt, El Farabi, El Razi, İbn-i Sina, İbn-i Haldun, Ali Kuşcu, Akşemsettin, Mimar Sinan, Abdusselam gibi taassuptan uzak anti materyalist zihniyeti haiz meşhur Müslüman alimlere ve yine batıda çağlar atlattıran, önemli keşifler yapan, bilinin ufuklarını açan Galile, Newton, Pasteur, Bergson, Kant, Einstein, Planc, Tesla, Habble, Hawking, Heisenberg, Weinberg, gibi taasuptan uzak yine anti materyalist hiristiyan batı bilim adamlarına ve düşünürlerine itibar edildiği dönemlerde, bunların Tabiiyetinde oldukları devletleri, nasıl güçlendirdiklerini ve yükselttiklerini tarihi kayıtlarda görmekteyiz. (Bkz.Anadolu Selçukluları ve Osmanlı devletinin 17. yy öncesi yükselme dönemleri ile İspanya, Fransa, Avusturya-Almanya ve İngiltere devletlerinin 17. / 19. yy’da, ABD’nin 20.yy’da gösterdikleri yükselme dönemleri-Bkz.Dünden bugüne bilim ve teknoloji, Bilgi Problemi )

Yine son bin yılda bilimin gelişmesine fren olan, bilimin ufuklarını karartan sözde bilim adamlarının ve düşünürlerin (Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminden sonra eğitim kurumlarında giderek çoğalan taassupkar yada mataryalist zihniyeti haiz meşhur sözde Müslüman bilim adamları Ali Suavi, Ahmet Vefik, Ahmet Rıza, Mehmet Murat, Rıza Nur, Erdal İnönü, Celal Şengör gibileri) ve de aynı şekilde Rönesans öncesinde taasup ehli sözde bilim adamları ve düşünürler ile özellikle 19. yy’da batı kapitalizmi’nin, 20.yy’da Batı Sosyalizmi’nin yada Komünizmi’nin doğmasına sebeb olan materyalist zihniyeti haiz sözde bilim adamları ve düşünürlerin (Bacon, Darwin, Lablece, Rausse, Bruce, Hoyle, Huxley, Politzer, Yung, Freud  gibileri) itibar gördükleri dönemlerde, tabiyetinde oldukları devletlerin, nasıl peş peşe ekonomik ve sosyal felaketlere sürüklendikleri, madden ve manen nasıl  alçaldıklarını yakınen biliyoruz. (19.yy’da sömürgeciliğin ve kapitalist ekonomilerin insanları sömürerek peer perişan etmesi ve 20. yy’da  peş peşe ortaya çıkan iki dünya savaşının getirdiği yıkım ve insanlık dramı ve  kominizmin ortaya çıkması ve yine insanlığın pes perişan hale gelmesi)

Aynı şekilde sanat, edebiyat alanında olsun; gerekse sosyal, siyasi hatta askeri alanda olsun, önemli tarihi şahsiyetlere bakıldığında, onların da müspet ve menfi zihniyetlerinin; ilmi ve medeni gelişmeye nasıl pozitif veya negatif etkiler yaptığını açıkça görmekteyiz.

Kim ne derse desin; başta bilim adamları ve düşünürler olmak üzere onların etkisinde kalan siyaset ve devlet adamları, toplum önderleri, edipler, şairler,  öteden beri hep iki farklı zihniyete mensup olarak hakimiyet mücadelesi içinde olmuşlar ve tabiiyetinde oldukları devletleri ya yükseltmişler yada alçaltmışlardır.

Şurası da bir gerçektir ki, devlet ve siyaset adamlarının materyalist zihniyete itibar ettiği dönemler de, her zaman geri planda da olsa anti materyalist zihniyeti haiz aklı hür, vicdanı hür, samimi-dürüst (akli ve vahyi bilgileri birlikte özümleyen ve değerlendiren) bilim adamları ve düşünürler, çekirdek seviyesinde de olsa daima mevcudiyetlerini sürdürmüşler, materyalist zihniyeti haiz sözde bilim adamlarının ve düşünürlerin, bilimsel gerçek diye insanlığa yutturmak istedikleri nazariyeleri, faraziyeleri (teori, teorem, hipotez v.b) çürütmenin gayreti içinde olmuşlar, doğru bildiklerini söylemekten geri kalmamışlardır. En önemlisi bu insanlar, her devirde bilimin ve eğitim hayatının sağlam temellere oturmasına gayret etmişlerdir.

Bu gayret sayesindedir, ki insanlık er geç yanlışları fark etmekte,  kısa sürede fetret devirlerini atlatmaktadır.

Materyalist zihniyet yada anti materyalist zihniyete mensubiyet, durup dururken mi olmakta? Elbette hayır. Bu zihniyet, doğru-sağlam veya yanlış-çürük bilgilere itibar edilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır, pek tabi… Yani işin temeline inildiğinde bilginin sağlamlığı-doğruluğu problemi ile karşı karşıya kalınmaktadır. Ki  bu problemi çözmek için taasuptan uzak anti materyalist zihniyet mensubu bilim adamları ve düşünürler, Bilgi nazariyesi-epistemoloji adıyla bir disiplin oluşturmuşlardır. Yanlış-çürük bilgilerin ayıklanmasını hedefleyen. bu disiplin sayesinde taassupkar ve materyalist zihniyet de kısmen bloke edilmiştir. Özellikle devlet, siyaset, bilim adamlığına ve düşünce adamlığına soyunanların önce mutlaka bu disiplini öğrenmeleri gerekir.

Esasen bu disiplin, İlm-i usul adıyla bin yılı aşkın, İslam medreselerinde tedris edilmişdir. Ki batıda; mataryalizm’in, bizatihi kendisinin “ilmi yada dialektik materyalizm”olarak ilim mahfillerinde sunulmasından ve gerçeklerin çarpıtılmasından dolayı  ancak  batıda 19.yy’ da bu disipline ihtiyaç duyulmuştur.

Bilindiği üzere dialektik materyalizm, bazı evrensel yasalarla tabii, sosyal, ekonomik, hatta kültürel boyutlu olayları, güya tez-antitez tartışması çerçevesinde açıklamaktadır. Bu yasalar; bütünlük ve karşıtlık yasası, evrim ve dönüşüm yasası, gibi yasalar olup, bu yasalara dayanılarak, var olan hiç bir şeyin yok olmayacağı; maddenin ezeli ve ebedi olduğu; her şeyin devamlı dönüşüm-evrim geçirdiği ve başkalaştığı; varlıkların biriyle hem bütünlük içinde olduğu, hemde biri birine karşıt (zıt-simetrik) olduğu ve bu nedenle evrende dinamizmin olduğu; akıl, tabat kuvveti gibi varlığı yatsınamaz olguların, aynen ışık, ısı yani enerji misali maddeden oluştuğu; duyularımızla algılanamayan  metafizik ögelerin (Tanrı, ruh, melek v.d) gerçek dışı olduğu belirtilmekte ve bu yasların her alanda (tabii, sosyal, ekonomik ve kültürel v.d alanlarda) işlediği yada her alana uygulanabileceği belirtilmektedir. Aslında bu temel yasaları daha önce Engels, bu yasaları, materyalist anlayışın tersine idealist çerçevede (yani bir bakıma anti materyalist zihniyet çerçevesinde) ele almış, bu yasaları fizik ötesi güçlerle (Tanrı, ruh, melek v.d tabiat ve tabat üstü kuvvetler) ile ilişkilendirmiş, bu yasaların bu kuvvetlerin emrinde işlediğini belirtmiştir. Ben de, mikro ve makro fizik kapsamında, böylesi temel yasaları (Tekillik-bütünlük, yaratılış-kader-kaza, belirsizlik-dualite, zıtlık-çift kutupluk, dörtlü açılım-dört hal, sonu gelmez özgürlük, yedili açılım yasaları) yaratılış gerçeği başta olmak üzere evrenin yapısını ve işleyişini, madde ve enerji (nar), antimadde ve özenerji(nur), akıl ve vicdan, ruhi etkinlik ve tabiat kuvveti (adetullah) ile ilgili gerçekleri açıklamada kullandım. (Bkz. Mikro kozmosdan Makro kozmosa)

Aslında dialektik yada ilmi materyalizm, tarihi maddeciliğin 20. yüzyılda yeniden boyanarak insanlığa yutturulmasından başka bir şey değildir. Kaldı ki, bizim belirttiğimiz materyalist zihniyetten kastımız, daha geniş bir manadadır, ki bunun içerisine gerçek imanı özümlememiş, kendini kandıran, nefsin aşırı isteklerine uyan, maddeye yani servete-şöhrete-makama-sefahata taparcasına bunların peşinden koşan, bilerek harama el uzatan ehl-i din, aduvv-ü din ve de la din olan sıradan insanlar ve sözde bilim adamı ve düşünürler, sözde devlet adamı, sözde sanatkar, edip ve şairler v.b kastedilmektedir. İnşallah yanılıyorumdur. Bence, Allah korkusu ve ahrette hesap verme endişesi olmayan her kes az veya çok maddeci ve materyalist olsa gerek.

Bu nedenle  bir ölçü olarak Epistemoloji  disiplinin talimi önemsenmeli ve bu çerçevede iman hakikatleri doğru kaynaklardan öğrenilerek, şuurlu bir imana sahip olunmalıdır. Yoksa insanın kendine ve topluma zarar vermesi bir yana, ebedi hayatı da tehlikeye girer. Epistemoloji ile hangi konular açıklanmaktadır? Kısaca değineyim. Bu disiplinle bilgi vasıtalarının neler ve nasıl oldukları yani bilginin beyindeki ilgili merkezlere ulaşana kadar geçtiği merhaleler; bilgi kaynaklarının yani varlıkların ve vakaların (eşyanın-eşhasın ve olayların) nasıl tanımlandıkları ve onlara ilişkin kavramların-bilginin nasıl oluştuğu, eşyaya-eşhasa ve olaylara bakış tarzları, bilgi çeşitleri, bilginin değeri ve sağlamlığı  konuları açıklığa kavuşturulmaktadır. 

Konumuzla ilgili olması bakımından diyeceğimiz o ki, epistemoloji; ilahi menşeyli (vahiy ve ilhamla algılanan) bilgilerin, yararlılığı yanında sağlamlığı ve ilmi bilgi ile uyumluluğu nispetinde önem arz eder, ki bu önem dolaysıyla İslam alimleri, batı bilim adamlarından asırlarca önce bilginin sağlamlığını-doğruluğunu ölçen biçen, süzen ilm-i usul disiplinini belirlemişler, geliştirmişler ve öğretim kurumlarında talim etmişlerdir.

Gerçek İslam alimleri (Müceddid denilen asri yorumcular da dahil), modern bilimler ile İlm-i usul başta olmak üzere gerçek dini bilgilerinin (İlm-i Tefsir, İlm-i Hadis, İlm-i Kelam) uyumluluğu konusuna çok önem vermişlerdir. Öyle ki, bu konuda her kesin hayranlık duyacağı bir düstur ortaya konulmuştur. 20. Asır İslam alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi, bu düsturu şöyle ifade etmektedir; “Vicdanın ziyası din ilimleridir. Yani tahrif olmamış vahiy ve vahyin doğru yorumlarıdır. Aklın nuru modern ilimlerdir. Yani gözlem ,deney-tecrübe-ölçme metotları ile test edilen doğru bilgilerdir. Her iki cihetle uyumlu bir şekilde ilerlemenin olması halinde ilmi araştırma gayreti artar. Eğer ilerleme uyumlu bir şekilde olmaz, tek yönlü olursa yani sadece dini bilgilere önem verilir, modern bilimler ihmal edilirse ortaya taassup çıkar. Sadece modern bilimlere önem verilir, dini bilgiler ihmal edilirse, bu kez insanlarda marazi  şüphe, hile ve desiseler oluşur.” Tabii ki, şüphe, hile ve desise ortamı, materyalist zihniyetin, inançsızlığın ve anarşinin filizlenmesi için en müsait ortamdır. (19. ve 20.yy’da batının misyonerlik hareketi, özellikle bu düstüru yani akıl ve vahiy dengesini bozmayı hedeflemiştir.),

Kim ne derse desin etraflıca ve dengeli, metotlu düşünen (bin kere düşünüp bir kere söyleyen), devamlı kendini ve bilgisini geliştiren, yenileyen, ufku geniş, sorumluluk bilinci en üstün seviyede olan insanlar, taassuptan uzak anti mataryalist zihniyeti haiz gerçek alimlerdir. Bu vasıfları haiz olmayanlara itibar edilmemelidir. Ki bu özellikleri nedeniyle gerçek alimler nerede ve hangi şartlarda olurlarsa olsunlar hep hakkın, hakikatin savunucusu olmuşlardır. Bunlar  gerekirse kahramanca canlarını vermekten çekinmezler. Batıda ilmi keşif ve tespitleriyle çağ atlattıran Bruno, Galile gibi taassuptan uzak anti materyalist alimler, engizisyon mahkemelerinde hayatları pahasına doğruyu, hakikati savunmuşlardır. Bu bilim adamlarının verdikleri mücadelenin takdirle karşılanması gerekir. Günümüzde batının büyük devletleri; bilim ve teknolojik üstünlüğe, bu gibi  insanların sayesinde ulaşmıştır. Dolaysıyla batının bu günkü üstünlüğü kolay elde edilmemiştir. Bu bilim adamları, taassuba düşmeden 16. yy öncesi İslam ilim ve medeniyetinden istifade etmesini bilmişler, eğitim ve öğretimi orta çağın klise taassubundan kurtarmışlardır.

Batıda eğitim, öğretim ve devlet idaresi bir dönem (19.yy sonu ile 20. yy sonu) materyalist hatta ateistlerin eline geçmiş ve insanlık büyük felaketler (1. ve 2.dünya savaşı) geçirmiş ise de, tarihi tespitlerimize göre o dönem artık gerilerde kalmış, batının taassuptan uzak anti materyalist zihniyeti haiz bilim adamları ve düşünürleri, 2. Dünya savaşı sonrasında çekilen büyük acıların neden kaynaklandığını anlamışlar ve  ihmal ettikleri 16. yy öncesi İslam ilim anlayışını (taassuptan uzak anti materyalist zihniyet) yine ölçü alıp taassupkar materyalist zihniyetle mücadele etmişler ve kısa zamanda pek çok devlet idaresinden, eğitim ve öğretim hayatından bu zihniyeti uzaklaştırmışlardır.

Kim ne derse desin günümüzde insanlığın istifadesine sunulan faydalı bütün teknolojik ürünler,  insan yaşamını ve insan haklarını koruma odaklı (en azından kendi insanlar ıçın) resmi ve sivil kurumlar, kuruluşlar; bu mücadelenin sonuçları olarak  keşfedilmiş, vücuda getirilmiştir. (Bkz. Bilgi Problemi)

16.yy İslam dünyasının ilim ve medeniyetinin Hristiyan batı dünyası üzerindeki etkisinden bahsetmiştik. Bu konuda bilim tarihine baktığımızda bu iddiamızın da gerçekliğini açıkça görürüz. (Bkz.Dünden bugüne bilim ve teknoloji, Bilgi problemi-Bilimin gelişme süreci,  Fuat Sezgin-12 ciltlik İslam Bilim ve teknoloji tarihi yazarı-bu tarihi  gözler önüne süren müzenin kurucusu)

Yine bilim tarihine bakarsak, islamın tahrif olmamış yegane kutsal kitap olarak bilime ve teknolojiye nasıl yeni ufuklar açtığını, aynı şekilde hadis ve sünühat eserler kapsamında modern bilimlerin öğrenilmesinin nasıl olmazsa olmaz denecek kadar önemli olduğunu  görürüz.. (Bkz.Bilimin temel meseleleri- Bilimin Ufukları)

Kim ne derse desin bütün fen ve sosyal disiplinler, sanatlar; vahiy ve sadık ilhamlardan, mucize ve kerametlerden esinlenerek, örnek alınarak ortaya konulmaktadır. Bir bakıma bilim ve teknolojinin ufukları, vahiy ve sadık ilhamlar ile mucize ve kerametlerdir, diyebilirim ve bu iddiamı bazı örnekler vererek teyit edebilirim. (Bkz.Bilimin temel meseleleri-Bilimin Ufukları)

Günümüz batı eğitim ve araştırma kurumlarında insan ve toplum ihtiyaçları ve problemlerini giderme kapsamında her alanda gayret sarf edilmekte, disipline çalışmalar yapılmakta, neticede bir takım çözümler, keşifler ve icatlar ortaya konulmaktadır. Ki biz bunları gördüğümüzde, nasılda çözmüşler, keşfetmişle diye şaşırmaktayız. Oysa problemi çözenlerin, keşif yapanların çoğunun kendi yazdıkları kitaplarda anlattıklarına baktığımızda; bu çözümlerin, keşiflerin çekirdeklerini bizim arkamızı döndüğümüz vahiy hakikatlerinde, sadık ilhamlarda gördüklerini itiraf ettikleri anlaşılmaktadır. Yani bizim bahçemizde yetişen meyvelerden ve çekirdeklerden onlar en iyi şekilde istifade etmekte ve ürettiklerini bize satmaktadırlar.

Bu arada yakın tarihimize ışık tutan kitap ve yayınlara baktığımızda ilimi ve teknolojik alanda yapılan pek çok keşfin ve icadın arkasındaki mucitlerin, 20. asır başlarında sonlarında teşkilatlanıp, 20.asır ikinci yarısından sonra dünya konjonktürünün uygun olmasıyla ortaya çıkan gizli Müslüman bilim adamları oldukları görülmektedir. Ki  bu bilim adamları sayesindedir, ki artık insanların harcanmasına, öldürülmesine, yeni kitle imha silahlarının keşfine  yönelik icatlar yapılmamakta, ortaya konulan teknolojik yenilikler, daha ziyade insanların kolay yaşamalarına, hayat standartlarının yükseltilmesine ve refahın yaygınlaştırılmasına  yönelik keşif ve icatlar yapılmaktadır. (Bkz. Mikro kozmostan Makro kozmosa)

Bu arada belirtmek gerekir, 1950’lerden sonra yapılan keşiflerin, icatların, teknolojik imkanların büyük kitlesel savaşlara, terör ve anarşiye meydan vermemesi, bu amaçlarda kullanılmaması için, dünya çapında resmi ve sivil teşkilatlanmalara gidilmiş bulunulmaktadır. Ayrıca hatırı sayılır ölçüde gizli açık gönüllü kuruluşlar oluşturulmuştur, ki şimdilik bilim ve teknoloji alanı, insana değer vermeyen taassup ehli ve materyalist zihniyetin kontrolünden çıkmıştır, diyebilirim.

Son söz olarak diyeceğim o’ki başta bilim adamları, düşünürler, eğitimciler, araştırmacılar, devlet ve siyaset adamları, toplum önderleri, aydın olduğunu iddia eden insanlar, sanatkarlar, şairler ve edipler olmak üzere her kesimden insanların, haktan ve hukuktan ayrılmamaları, adil, dürüst, verimli, çalışkan  olmalarıyla ve bu ölçülerle görevlerin, işlerin yapılması durumunda ancak  bilim ve medeniyette üstün bir seviyeye ulaşılabilir. Bu da elbette aklı ve vahyi birlikte esas alan anti materyalist zihniyetin benimsenmesiyle ve de modern sosyal ve fen  bilimleri ile gerçek (tahrif olmamış vahye dayalı) dini bilimlerin birlikte tedris edilmesiyle mümkün olabilir, diyorum. 

 
İlgisi olabilecek diğer başlıklar
GELENEKSEL CUMARTESİ SOHBETLERİ: ALİ KÖMÜRCÜ GELENEKSEL CUMARTESİ SOHBETLERİ: ALİ KÖMÜRCÜ TUYAP Ankara Tarım Fuarı 2006 çerçevesinde düzenlediğimiz “Tarım Mekanizasyonundaki Gelişmeler” paneli yapılmıştır. CUMARTESİ SOHBETLERİ'NİN KONUĞU PROF.DR. NUMAN AKMAN: “TARIMSAL ÜRETİM YAŞAMAKTIR” “TÜRKİYE’DE ÇİFTÇİ ÖRGÜTLERİ” KONFERANSI ANKARA’DA YAPILDI… CUMARTESİ SOHBETLERİMİZİN KONUĞU PROF.DR.ŞAHABETTİN ELÇİ: “ŞARAMPOL HAYVANCILIĞI İLE TÜRKİYE BİR YERE GİDEMEZ…” “TOHUMCULUK KANUNU” KONULU SOHBET TOPLANTISI YAPILDI. 69.KURULUŞ YILDÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ:“MESLEKTE 30 YIL HİZMET PLAKETİ” SOHBET TOPLANTIMIZDA KONUŞAN DOÇ.DR. OSMAN EĞRİ: “ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK İSLAM İÇERİSİNDEDİR..” PROF. DR.ÇİFTÇİ; “YÜKSEK ZİRAAT ENSTİTÜSÜ ÜLKEDE BİLİMSEL ARAŞTIRMA VE ÖĞRETİM ALANINDA YENİ BİR ÇIĞIR AÇMIŞTIR.” “TÜRKİYE’ DE ZİRAİ ÖĞRENİMİN BAŞLAYIŞININ 163. YILDÖNÜMÜ” “Önümüzdeki yıllarda insanların temel iki gereksinimi olacaktır. Bunlar; gıda ve enerjidir “ TERÖRE KARŞI MİLLİ MUTABAKATA VE SEFERBİRLİĞE SONUNA KADAR SAHİP ÇIKIYORUZ TÜRK MİLLETİNE DAVET BUGÜN ETKİSİNİ DAHA YAKINDAN HİSSETTİĞİMİZ KURAKLIK VE KÜRESEL ISINMANIN İŞARET ETTİĞİ VAHİM SONUÇLARA HAZIRLIKLI OLMAMIZ GEREKMEKTEDİR Türkiye'de akarsularla birlikte taşınan verimli toprak miktarı Afrika'dan 22 kat daha fazla Tuta tarladaki domatesi yedi, sera domatesi % 25 daha pahalı olacak Teröre 13 kurban daha Ziraat Mühendisliği Mesleğine Yönetmelikle Yeni Müdahaleler Yapılmaya Devam Ediliyor En kötü demokrasi en iyi darbe idaresinden daha evladır ZEYTİN ALANLARIMIZI KORUMADA BİR HUKUK ZAFERİ DAHA BASIN BİLDİRİSİ 05.04.2018


Bu Habere Ait Yorumlar
Henüz yorum kaydedilmemiş..
LÜTFEN YORUMUNUZU YAZINIZ
Konu
Adınız Soyadınız
E Posta Adresiniz
Yorumunuz
9 * 3 = ?
TZYMB E-ÜYE
TZYMB E-ÜYE sistemine http://www.tzymb.org.tr/uye adresinden ulaşabilirsiniz.
SÜRELİ YAYINLAR
İNTERNET - BASINDA TARIM